FURTHERIAL – Through Struggle: Part One & Two EPs

FURTHERIAL – Through Struggle: Part One & Two EPs



Minik ve ben yeni evimize taşındığımızda yağan ilk yağmuru hiç unutmam… Dışarısı gri ve kasvetli, arada çakan şimşekler adeta bir şeylere öfkeli. Şiddetle yağan, korkutucu yağmuru omurgamda, kılcal damarlarımda hissediyorum adeta.. Enteresan biçimde güzel geliyor bu tablo. Hiç bitmesin istiyorum. Sanki dünyanın sonu gelmiş ama bende bir huzur. Çok gizemli bir durum, neden bu kadar iyi hissettiğime anlam veremiyorum. Sokaklar bomboş, sanki yeryüzünde sadece ben varım. Algılarım allak bullak! Yağmur arada yavaşlar gibi oluyor, bulutlar dağılacak gibi.. Sonra aniden yine hızlanıyor yağmur… Sert bir rüzgâr ekleniyor. Ben yine heyecanlanıyorum. İşte Through Struggle da bana tam olarak böyle hissettiriyor.

EP’leri (Through Struggle Part 1 ve Part 2 olmak üzere EP’den oluşuyor) aslında yaklaşan konserlere hazırlık niyetine açtım. Ama fark ettim ki albüm kritiği kafamda kendi kendini yazıyor… Bırakayım dedim, aksın…

 

Disclaimer: Bu bir fangirl kritiğidir.

Hayran olunmayacak gibi değil ama! Furtherial yaptıkları müzikle dünya standartlarında. Bir kere melodi benim için çok önemli. Müzik istediği kadar teknik, istediği kadar sert olsun, istediği kadar yetkin olsun, içinde iyi bir melodi taşımıyorsa beni bu kadar etkileme şansı yok. Furtherial ise hep doğru notalara basıyor! (Pun totally intended)… Teknikse teknik, müzisyenlikse müzisyenlik, sertlikse sertlik, duyguysa duygu, soloysa solo.. Hepsi var!

Furtherial’ın müziğinde beni en çok etkileyen öğelerden biri doğal olarak Başer’in vokalleri. Oldukça sıra dışı vokal çizgileriyle duyguları o kadar güzel geçiriyor ki dinleyiciye, sizi adeta boğazınızdan sımsıkı yakalıyor. Sahip olduğunu düşündüğüm on bin oktav aralığında (özellikle Through Struggle’da) düşük perdelere bir vurgu yapıyor gibi… Hangi aralıkta söylerse söylesin, hep çok duygulu, hep çok etkili. Hiç acıması yok!  Clean, brutal, gritty fark etmeksizin sizi sizden alıyor. Alçalışlar, yükselişler derken, o anda sizdeki duygu her ne ise .. aşk, hüzün, coşku, umut…  bine katlanıyor. Başer cephaneliğinde ne varsa üstünüze boşaltıyor gidiyor. İnsafsız adam!

Ve tabii gitarlar!  Önder, Bora ve Başer’in süper yetkin, her daim uyumlu, şahane ötesi gitarlarını, armonilerini ve dual uyumunu kusursuz bir şekilde tamamlıyor. Ortaya son derece dengeli bir sound çıkıyor. (Mixing’i kim yaptıysa eline sağlık . Mastering de şahane. Çok şükür ki post-prodüksüyon önümüze aslında şahane olan bir albümü dinlemeye bir engel olarak çıkmıyor. ) Bora’ya ayrıca bayıldığımızı eklemem gerek. Kaya gibi bir gitarist, attığı her soloda bir ruh var. Ton seçimleri hep spot on! Yetkin.. süper yetkin.. Ve izlenimim o ki çok da alçakgönüllü adamlar Furtherial üyeleri…

Beni çok etkileyen diğer bir öğe: parça düzenlemeleri. Öyle bir trafik ki; aralara serpiştirilmiş çarpıcı sololar, armoniler, Berkay’ın inanılmaz davulları, bin bir çeşit teknikle, bin bir duyguyu taşıyan vokaller, harika ötesi gitarlardan inişler, çıkışlar, tırmanışlar, ani düşüşler, temiz unsurlar, kirli kalın riff’ler ardı ardına…  öne çok çıkmayan ama formülü kusursuzca tamamlayan bir bas… müziklerine çekilmemeniz imkansız.

Part One’daki parçalara isim taktım:  Duygulu The Step, İnsafsız Voyager  .. Ters köşe On the Verge.  The Step sakin ve duygulu bir intro ile giriyor radara (o ne güzel ton yahu, o ne güzel bas.. ) ve fakat sizi bir şeylere hazırladığını da sezdiriyor inceden. Davullar arada jazzy ve metal karışımı ve çok karakterli. Berkay’ın arkada ritim unsuru olarak kalma niyeti hiç yok. Sona doğru herkes kısa bir süre sahneyi davula bıraktığında, insana duygunun davuldan da geçebileceğini bizzat tecrübe ediyoruz. Brutal vokaller duyabileceğinizin en iyilerinden.. Outro’da gitarın tonu akıllara zarar! Petrucci’nin kendi riff’i için yaptığı benzetmeyle kat kat bir kek kalınlığında ve süper djenty! Sizi bilmem, ben djent sound’un hastasıyım! Alçak adamlar sevdiğim her şeyi kullanmış EP’de!  Voyager’da kısa bir intro’dan sonra melodiyi de, duygu da daha ilk notada çakıyorlar size. Enstrümanlar yine birinci sınıf! İlk başta duyduğumuz o duygu dolu melodiyi nakaratta  bu kez de Başer’den dinliyoruz.. Whoa..  o ne tutkulu performans öyle arkadaş! Her şey müthiş bir uyum içinde, katman katman ama tek parça. O riff’ler, o insafsız ton ne öyle! Bora’nın bir de acımasız solosu var ki, organlarınızı hissediyorsunuz. Voyager istinasız her seferinde aklımı alıyor…   On the Verge’ü (girişini) ilk dinlediğimde benim zevkim için fazla groovy ve Viking olduğunu düşünmüştüm. “Demek ki çok da bana göre olmayan bir Furtherial parçası da olabiliyormuş” demiştim.. Ama sonra evren değişti, sonra yine değişti, sonra yine değişti…. Ton üstüne ton.. riff üstüne riff.. .. böyle eklektik bir tavır.. Hele Başer “Confronted..” diye başlayınca akıl baştan gidiyor… Tamam teslimim … Furtherial’dan gelecek her hangi bir şeyi sevmeme yetim yok. My endeavour is pointless!

İkinci EP üç muhteşem parça ve bir interlude’dan oluşuyor. Ton biraz daha sert, daha bir öfkeli ve saldırgan.. İlk bölümdeki melankoli, derinlik ve hüzün burada da var.. Kasvetten ödün yok! Tam sevdiğim gibi.

Blighted giriyor.. grubun mesajı gayet net: “Bizim müziğimizi açıp başka işle ilgilenmezsiniz!”. Sözlere dikkat edenlerden değilseniz bile Başer’den “Your endeavour is pointless”ı duyduğunuz vakit dikkat kesilmemeniz mümkün değil. O kadar duygulu ve etkili söylüyor ki o kısmı, vokalistler evreninde yüksek mertebelere böyle böyle oturuyor işte adam. Tam EP’nin en iyi parçası olabileceğini düşünüyorsunuz ki Euphoria daha ilk riff’inde davulun da muhteşem eşliğinde yakalayıveriyor sizi. Bir anda bu albümün size vereceği daha çok şeyi olduğunu anlıyorsunuz.

Çok sakin bir Interlude kendinden sonra gelen olağanüstü parçanın altını çiziyor adeta. Hem müzikal hem konseptüal anlamda temayı tekrarlayarak EP’nin tutarlı bir bütün olmasına katkıda bulunuyor. Kendinden sonra gelen sert riff’le oluşan kontrast beyinde enteresan yerleri gıdıklıyor olacak ki, müthiş bir keyif yayılıyor bedene… Bu adamlar açıkça ne yaptığını biliyor!

Ve sahnede Incursion!! Bu parçanın adamı rahat bırakmaya hiç niyeti yok! Her açıdan gidilebilecek en güzel yerlere gidiyor.. Başer’den  gerçeküstü bir performans duyuyoruz parça boyunca.. Nakarat İNANILMAZ.. müzikal anlamdaki mükemmellik yetmiyormuş gibi adamı bir de parçalara ayıracak sözler yazmışlar. “When the pain is accepted, it hurts no longer”… Saatlerce konuşurum bunun üstüne.. Bir süredir geçirdiğim dönüşümün odağındadır “acceptance” . Sadece acıyı değil, kendini, karşındakini, herkesi, her şeyi… . Hali hazırda tükenmemişiz gibi bir de Bora gelip solosuyla darma duman ediyor ortalığı. Outro’da eyerleri biraz gevşetiyor grup, “ayarlarınızla oynadık şimdi sizi biraz normale döndüreceğiz” der gibi… Sizin de benim gibi sevdiğiniz parçaları dinlenemez hale getirene kadar, tiksinene kadar dinleme huyunuz varsa ne demek istediğimi anlayacaksınız.. kıyamıyorum parçayı dinlemeye…

Sözün özü, ülkemizden çıkan bir başyapıt Through Struggle. Denenip de çalışmayan hiçbir şey yok.. Ortalama (filler) parça yok. Momentum hiç düşmüyor. Prodüksiyon şahane. Muhteşem ötesi bir metal sound’u. Özetle her detayına çok özenildiği, çok emek sarf edildiği çok açık. Bize de dinlemek, duyurmak, takdir etmek düşüyor…

Instagram

Facebook

About the author

LadyObscure
I am someone with an insatiable passion for music. Period… I find bands and albums like me; obscure... I see that which others do not and make them obscure no more; I hear that which others do not and let people hear what I hear; I am the conduit through which the light of a million stars unleash to make the poor, incomplete human soul whole again in perpetual ecstasy... I am the music freak extraordinaire... I am obscure... and that's Lady Obscure for you...