Brent Smedley (Iced Earth) ile Söyleşi
02 Feb. 2013

Brent Smedley (Iced Earth) ile Söyleşi


Lady Obscure: Brent, öncelikle yoğun turne programının arasında bana zaman ayırdığın için teşekkür ederim.

Brent “Deadly” Smedley: Ben teşekkür ederim.

Lady: Öncelikle senin müzik kariyerinle başlayalım. Müziğe ne zaman ve hangi enstrümanla başladın?

BrentMüziğe ilk piyano ile başladım, diğer birçok müzisyen gibi. Kardeşimle beraber ders almıştık, ben piyanoya bir buçuk yıl kadar devam ettim. Yan komşumuz davul çalıyordu. Ben de öyle heves ettim ve o gün bugündür davula devam ediyorum.

Lady: Kardeşinle bir grubun da vardı Oracle? Bu ilk grubun muydu?

Brent: Hayır, bunun öncesinde birçok metal grup vardı parçası olduğum … 15 yaşından beri çalıyorum.

Lady: Iced Earth’e ne zaman katıldın ve nasıl oldu?

Brent:1996’de katıldım orijinal olarak. Birkaç kere ayrıldım gruptan, bu grupla üçüncü beraberliğim. Gruba katılışımın ilginç bir öyküsü var aslında. Oracle nedeniyle tanıdığım biri vardı. Yüz yüze hiç görüşmedik. Herkesi tanıyan insanlar vardır ya, onlardan biriydi Steve. O dönemde Jon’la konuşmuş ve sonradan Jon’dan öğrendiğime göre bu aslında konuştukları ilk ve tek anmış. “Iced Earth’u çok seviyorum, sizin için yapabileceğim bir şey var mı?” diye sormuş’ Jon (Schaffer) da davulcu arayışında olduklarını söylemiş ve Steve benim numaramı Jon’a vermiş. Jon benimle doğrudan iletişime geçti. Ama bu hikâyeyi asıl ilginç kılan bir şey ben daha var. Ben tam o dönemde, Nevermore ve Sanctuary için Century Media kataloğunu sipariş etmiştim. Century Media, beraberinde Iced Earth’ün Burnt Offerings albümünden Last December parçasının da içinde olduğu derleme bir CD göndermişti. Parçayı o kadar sevmiştim ki tele sekreterime koydum. Jon’un beni araması da tam o döneme denk geldi. Düşünsenize Jon beni arıyor ve tele sekreterde kendi şarkısıyla karşılaşıyor. İkimiz için de etkileyici bir tecrübe oldu. Her neyse, konuştuk ve hemen sonrasında stüdyoda bir deneme yaptık. Last December ve Dante’s Inferno çaldık.

Lady: Oldukça da zor parçalar seçmişsiniz. Dante’s Inferno efsane bir parçadır!

Brent: Bu akşam konserde çalıyoruz bu arada.

Lady: Evet setlistinizi gördüm, çok heyecanlıyım konser için. Sonrasında nasıl gelişti olaylar?

Brent: Tüm bunlar bir Cumartesi günü olmuştu ve Pazar günü Jon beni aradı ve “konserimiz var” dedi.

Lady: Nasıl bir duyguydu?

Brent: Oldukça hoş. Bu olayların hemen arkasından 5 festivalde çaldık.

Lady: Iced Earth’den ayrı olduğun dönemde neler yaptın? Müzikle iç içe miydin?

Brent: Tabii tabii, başka gruplarla beraber çalıştım bu dönemde. Benim tercihim her zaman heavy metal’den yana olmakla beraber, cazdan polkaya kadar değişik türlerde de konserler verdim. Bunlar daha çok para kazanmak için yapılan yan projelerdi. Turnede olmadığım zamanlarda davul dersleri verdim.

Lady: Gruba dönüşün nasıl oldu?

Brent:Benimle Jon iletişime geçti. Bu da ilginç bir öykü, beni myspace hesabımdan bulmuş. Google’da adımı arattırmış ve ilk çıkan sonuç bu olmuş. Ben ilk başta mesajı atanın Jon olduğunu bile anlamadım, mesaj sahibinin profil resmi yoktu. Ama bana ‘Brentley’ diye hitap etmesinden Jon olduğunu düşündüm. Bu isimle bana hitap eden çok sayıda insan yok. 2006 sonlarıydı, Jon heyecan verici projelerden bahsetti. Tekrar bir araya geldik ve Framing Armegeddon’ı kaydettik. O gün bugündür beraberiz, üzerinden 6 yıl geçmiş bile.

Lady: Iced Earth’u Iced Earth yapan en önemli elementlerinden biri vokaller. Grubun tarihine baktığımızda da, grup üyelerinde birçok kez değişiklik olduğunu görüyoruz. 2003’te Matt (Barlow) ayrıldı ve yerine Tim (Owens) geldi, 2008 yılında Matt gruba tekrar geri döndü. Son olarak da geçen sene içinde Stu (Block) size katıldı. Geçiş dönemlerinde endişelendiğiniz oldu mu?

Brent: Vokalist bulmak için çok fazla endişelendiğimizi söyleyemem. Iced Earth çok iyi bilinen, tanınan bir grup, çok sayıda başvuru alıyorduk her zaman. Daha çok endişelenen her zaman grubun hayranları oluyor böyle dönemlerde. 2008’e geri dönmek gerekirse Matt’in dönüşünü hayranlar çok büyük memnuniyetle karşılamıştı. Ama Matt’in, kendi özel koşulları nedeniyle bizimle turneye çıkması mümkün değildi. Hatta yaratıcı süreçte bile yeterince yanımızda bulunamıyordu. Bu nedenle böyle bir yol seçtik.

Şimdi Stu bize katıldı ve hayranlardan gelen tepkiler harika, en ufak negatif tepki almadık.

Lady: Florida – Jacksonville’i meşhur etmiş olmak nasıl bir duygu?

Brent: (kahkaha atıyor) ben öyle bir şey duymadım, ilk defa duyuyorum.

Lady: Gerçekten mi? Ben birkaç yerde okudum. Bir şehrin isminin seninle anılması hoş bir duygu olmalı.

Brent: Yani eğer öyle bir şey varsa hoş gerçekten.

Lady: Her kariyerin kendine özgü zorlukları var ama sanki müzik endüstrisinde olmak daha bir stresli gibi. Öte yandan bu kadar yoğun bir turne programı da yorucu olmalı. 10 gün arka arkaya konser verdiğiniz zamanlar oluyor örneğin. Bu temponun seni zorladığı oluyor mu? Stresle nasıl başa çıkıyorsun?

Brent: Konser öncesinde sound-check ve VIP bittikten sonra dağılıyoruz. Herkes yapmaktan hoşlandığı şeyi yapıyor. Ben gittiğimiz şehirleri gezmekten hoşlanıyorum, bana iyi geliyor. Fotoğraf çekiyorum, videolar kaydediyorum, turne notları tutuyorum ve bazen konser salonu ile ilgili daha sonra hatırlamak isteyeceğim türden notlar alıyorum. Sonra konser için tekrar bir araya geliyoruz.

Arka arkaya verilen konserlere gelince, ben aslında her gün çalmayı tercih ederim. Davulcunun hep formda kalmasını sağlayan, tercih edilebilecek bir durum, benim için öyle en azından. Gitarlar için de çok problem değil ama tabii vokalistin çok arzu edeceği bir durum değil. Bu tempo fiziksel olarak daha yıpratıcı olduğundan en çok Stu için zor özetle.

Lady: Bu turne kapsamında birçok ülkeye ilk defa gittiniz. Türkiye de bunlardan biriydi. Seyirciyi nasıl buldun? Avrupa’daki seyirciyle Amerika’daki seyirciyi karşılaştıracak olursan, göze çarpan bir farklılık görüyor musun?

Brent: Evet, hem benzerlikler hem de farklılıklar var. Avrupa dinleyicisi müziği bir sanat ederi gibi görüp takdirle karşılıyor. Amerika’da ise müzik daha çok metalaşmış ticari bir ürün olarak algılanıyor.
Onun dışında Avrupa’nın bazı bölgelerinde hayranların oldukça coşkulu olduğunu söyleyebilirim. Örneğin Türk seyircisi bunlardan biriydi, Kıbrıs bir diğeri. Yeni toprakları keşfetmek bizim için her zaman çok ilginç ve heyecan verici bir tecrübe, çünkü nasıl tepki alacağımız konusunda hiçbir fikrimiz olmuyor gitmeden önce, her şey tamamen sürpriz. Böylesi bir coşkuyla karşılanmak da bizi çok memnun ediyor.

Lady: İlk defa bir turnenin kapsamını bu kadar geniş tuttunuz. Bu bir defalık bir durum mu? Yoksa bundan sonra böyle mi olacak? Sizi daha sık bekleyebilir miyiz?

Brent: Biz bir ülkeye ilk defa gittiğimizde oraya bir nevi bayrağımızı dikiyoruz, ilk konser bizim için o topraklara ayak basmak gibi sadece. Bir sonraki gidişimiz her zaman daha büyük oluyor, tek konser yerine birkaç konser veriyoruz örneğin. Kesinlikle daha sık görüşeceğiz.

Lady: Biz Türk dinleyicisi olarak birden fazla konser vermenizi çok isteriz. Türk hayranlarının oldukça coşkulu olduğunu söylemiştin. Şöyle belirteyim, siz aslında daha bir şey görmediniz. Çünkü konser Salı günüydü ve birçok hayran konsere gelemedi. Eğer Cuma veya Cumartesi akşamı konser verirseniz, asıl Türk dinleyicisini o zaman görürsünüz diye düşünüyorum.

Brent: Öyle miii? Wow harika!

Lady: Yeni albüm için iki harika klip çektiniz. Albüme adını veren parça Dystopia ve Anthem. Yeni bir klip bekleyebilir miyiz?

Brent: Bu konuda ben ne kadar konuşabilirim bilmiyorum ama Dark City’ye klip çekmek gibi bir düşünce var şu an ortada.

Lady: Senin yeni albümdeki favori şarkın hangisi?

Brent: Açılış parçası Dystopia’yı çok seviyorum. Anguish of Youth da çok etkileyici mesela. Bir tane seçmek zor tabii.

Lady: Anlıyorum, her gün başka favori de seçebiliyor bazen insan. Örneğin benim Equilibrium’un ne kadar harika bir parça olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Muhteşem bir parça!

Brent: O parçanın içinde çok hoş melodiler var. Aslına bakarsan, bir tane favori seçmemi istersen, Iron Will derim. Albüme konmadı. Parçanın albümde yer almayışı da beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı, çok seviyorum o parçayı. Bunlar Jon’un alacağı kararlar sonuçta.

Lady: Sen neler dinliyorsun?

Brent:Birçok değişik tarz dinliyorum Yolda New Age ve meditasyon müzikleri dinlemeyi seviyorum. Metale gelince, old school grupları seviyorum. Iron Maiden, Pantera, Black Sabbath ve benzerleri. Her şeyi dinliyorum açıkçası, benim için iki tür müzik var: iyi müzik ve kötü müzik. Müziği pazarlamak ve satabilmek için ürünleştirmek gerekiyor, o nedenle kategorize ediliyor, kategorilerin benim için çok önemi yok.

Lady: Davul çalmak senin için ne ifade ediyor?

Brent:Davulun esas enstrüman olduğu söylenir, tarihi ilk insana kadar gidiyor. Eskiden kabileler bu tür araçlarla haberleşirmiş. Bizim yaptığımız müziğin merkezinde ritim gitar var aslında ama davul bir evin temeli gibi. İyi bir temeli olmayan bir evin geri kalanının ne kadar iyi olduğunun hiçbir önemi yok. Ben çaldığım enstrümanı çok seviyorum. Bagetlerle davula vurmanın zevki tarif edilemez.

Lady: Zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim. En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle!

About the author

Tags


Leave a Reply

* fields required