Spor Yazıları

Antrenman Günlüğü

Bugün haftalık koşu programımın ikinci, haftanın üçüncü günü. Annemle babam bir haftadır bizimle birlikte Bodrum’dalardı, dün onları Manisa’ya getirdim. Farklı şehirde de olsam koşmaya özen gösteriyorum. 1990 – 2000 yılları arasında Manisa’da yaşadım. Hayatımda –bu son iki üç yılla birlikte- en çok spor yaptığım dönemdi. 1994 yılından itibaren amatör olarak basketbol ve futbol oynadım.

Koşmak için o dönemden hatırladığım Manisa Stadyumunun koşu pistine gidiyorum. Ama halkın kullanımına artık izin verilmiyormuş. Stadın arkasındaki sahaya gidiyorum. Orası açık. Bugünkü programım aralıklı tempolu koşu. Aslında hayatımda ilk defa bir amacım olmadan koşuyorum. Amatör sporlarla uğraşırken daha iyi performans için, takıma girmek için, skora daha fazla katkıda bulunabilmek için koşardım. Bazen bir yere yetişmek için koşardım. Son bir yıldır sadece kendim için koşuyorum.

Önce 14 dakika ısınma koşusu var. Birkaç esnetme hareketinden sonra koşmaya başlıyorum. Bu esnetme hareketleri benim için çok önemli. Düzenli koşulara başladığımdan beri tendonlarım, arka alt baldırlarım, üst baldırlarım, dizlerim belirsiz aralıklarla geriliyor, ağrıyor ve sızlıyor. Koşu önce ve sonrası hatta bazen koşu ortasında durup yaptığım esneme ve gerdirme hareketleri sakatlanmamı önlüyor ve rahatlatıyor. Koşmaya başlıyorum. Isınma kısmında nabız aralığım bir ve ikinci bölgede olmalı. Hızlanmadan koşuyorum. Bu saha 1997-2000 yılları arasında futbol oynadığım saha.

1997-1998 Sezonu:

Soyunma odasından çıkıp sahaya gelirken koca koca tekmelikler takmanın rahatsızlığını hissediyorum. Ama önemi yok, çıkıp sevdiğim oyunu oynayacağım. Hem de seyircilerin önünde. Tabi seyirciler binlerce kişi değil ama birileri seyrediyor işte. Saha toprak ve engebeli. Maç birazdan başlayacak. Her maçın başında yaptığım gibi önce rakip kaleye bakıyorum, kaleciye bakıyorum “bugün gol atacağım” diye kendimi motive ediyorum. Sahanın bir kalesinin arkasında, biraz uzakta Spil Dağı yükseliyor. İlk gençlik yıllarımda zaman zaman öfkemi kustuğum, zaman zaman aşk acılarımı dinleyen, tırmanma parkurlarında bizi kendine kabul eden yüce Spil Dağı. Her maçta işte oradan beni gözlüyor. Maç başladı, forvet arkasında orta sahada oynuyorum. İşte güzel bir pas, ceza sahası dışından tüm gücümle vuruyorum önce üst direğin içine çarpıyor top, yere çizginin içine ve gol! O sezon hep böyle geçiyor 15-16 maçta 22-23 gol atıyorum.

5 dk. tempolu koşu

Isınma bitti. Şimdi nabzımı dördüncü ve beşinci seviyede tutarak maksimum hızda beş dakika koşuyorum. Bu programa başlayalı yedi hafta oldu. Kilometrede yaklaşık bir dakika hızlandım. Düzenli koşulara başladığım son bir yılda fiziken ve zihnen çok güçlendiğimi hissediyorum. Fazla kilolarım bir bir eriyor. Kaslarım koşuya uyum sağlamaya başladı. İlk üç dakika 4 pace civarında koşuyorum. Artık nabzım 160’larda. Hadi 2 dk. daha dayanabilirim. Bu düşünce yapısı sosyal hayatıma ve iş hayatıma çok olumlu tesir ediyor. Aslında her zaman kendime inancım tamdı, hala tam. Ama spor yaparken fiziksel ve zihinsel olarak sınırlarımı zorlamak her bakımdan gelişmemi sağlıyor. İşte bitti, şimdi iki dakika nabızımı üçüncü seviyede tutarak dinleniyorum.

1996 Yaz

Statta antrenmanyaparken futbol genç milli takımı geliyor. Manisa’da kamp yapıyorlar. Ya da maçlar da Manisa’da mı, tam hatırlamıyorum şimdi. Şunu hatırlıyorum, herkes Nihat diye bir çocuktan bahsediyor. Beşiktaş alt yapısındaymış, çok iyiymiş. Ben de milli olacağım diye düşünüyorum.

5 Dk. Tempolu koşu

Yine başlıyoruz. Bu sefer 4.30 pace civarında ancak koşabiliyorum. Bu statta koşmak çok güzel hissettiriyor. Gençlik yıllarım sanki yanımda koşuyor. İnsan egosu çok garip. O yaşlarda çok iyi çalışırsam Barcelona’da oynayabilecek yeteneğim olduğuna gerçekten inanıyordum. Şimdi baktığımda belki Türkiye Super Ligi’nde orta seviye bir orta saha olarak oynayabilirdim. Gerçeğe bakarsak o da olmadı. Evet son bir buçuk dakika. Sahanın şurasından burasında attığım golleri düşünüyorum. Maçlardan kesitler, antrenmanlardan kesitler aklımın her yerinde. En son 20-22 yıl önce bulunduğum bir mekanda aynı şeyleri yapıyor olmak büyük bir haz veriyor. Şimdi iki dakika nabzımı düşürmeliyim. Yavaşlıyorum.

1999 bir maçtan bir anı:

Takım kaptanımız Ayhan sol taraftan orta sahayı geçiyor. Ben rakip ceza sahasının hemen dışındayım. Bana doğru yüksek bir pas atıyor. İşte en sevdiğim top. Tam sol ayağıma doğru geliyor. Ayaklarım yerden kesilmiş halde yatarak bir vole vuruyorum. Çuff diye ses geliyor ağlardan vuhuu harika bir gol. Düdük sesi geliyor ama gol için değil Ofsayt! Rakip kaleci topu alıp geliyor, “çok güzel goldü yazık oldu” diyor. Manisa küçük bir şehir, yan hakemi tanıyorum. Bir sonraki pozisyonda o tarafa gittiğimde “ya Soner kusura bakma golü görsem kaldırmazdım çok güzel gol oldu” diyor. Maçta nizami bir gol atıyorum ama o golün yanında pek önemli değil.

5 Dk. Tempolu Koşu:  

Son tur. Elimden geldiğince zorluyorum ama ancak 5 pace civarı koşabiliyorum. Nabzım 162-163. Zorlayarak koşmak güzel bir haz veriyor. İşte bitti bile. Şimdi önce iki dakika dinlenme sonra beş dakika gevşeme koşusu. Sonra yine esneme gerdirme hareketlerimi yapıyorum.

Ama sahadan çıkamıyorum bir türlü. Orada top oynayan iki kişi var, birisinden topu isteyip bir şut mu çeksem diyorum. Neyse vazgeçiyorum. Spil dağına bakıyorum. İçim huzurla dolu. Güzel bir antrenman oldu. Kahvaltımı yapıp yola çıkmalıyım.

SONER KAVLAK

No Comments

    Leave a Reply