Q&A With LOMM Türkçe İçerik

Atlas RB Röportajı

Sevdiğiniz müziğin sesini kısmak ister misiniz? Biz de kısmıyoruz işte.

Onur Uğur

Senem (aka Lady Obscure): Merhaba. Sizi burada ağırlamak güzel. Hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız? Atlas RB kimlerden oluşuyor? Nasıl tanıştınız? Yolunuz müzikle nasıl kesişti?

Onur Uğur:  Atlas RB şu an beş kişiden oluşuyor. Vokalde ben, lead gitarda Ömer Adil, ritm gitarda Oğuzhan İçer, bass gitarda Caner Koşunda ve davulda Kerem Toptaş. Atlas RB’nin hikâyesine gelecek olursak da benim yaklaşık bir 10 senelik rap müzik kariyerim oldu ve bu 10 seneyi daha orkestral bir müziğe geçme fırsatı arayarak geçirdim diyebiliriz. Aslında o kariyerim de, birtakım başarılarım yüzünden bu kadar uzun süre devam etti. Grubu kuran esas üçlü içerisinde temel olarak hepimizde, bir rock grubu kurma hedefi vardı zaten daha genç yaşlardan itibaren. Bir gün yine rap grubumla turneden döndüğümüz bir akşam artık oraya ait olmadığını hissettim ve henüz arkadaşlarımla konuşmamışken yani ortada fol yok yumurta yokken bir reggae- rock grubu hesabı açtım Twitter’da. Hayal meyal hatırlıyorum bir gün “bu grubu kuracağım” gibi bir şey yazdım. O zamanlar rap şarkılarımı birkaç arkadaşımla reggae formatına çevirip çalmaya başladık. Ve ilk reggae şarkılarımı kaydettim. Fena da tepki gelmedi aslında, insanların hoşuna gitmişti. Böyle olunca benim daha çok hoşuma gitti ve böyle devam ederim ben dedim. Sonra bir gün Sofar’dan mail aldım bir organizasyonlarında çıkmamı istiyorlardı ve mutlu oldum. Hatta beni sıraya aldıklarını söylediler 1-2 ay içinde sahne alacakmışım. İyi dedim güzel o zamana kadar çalışırım. Sonra tak bi mail daha geldi ‘Haftaya çıkar mısın?’. Herhalde bir sanatçıda bir sorun olmuş beni öne almak istemişler. Beni bilen bilir, böyle fırsatları asla geri çevirmem. Şöyle söyleyeyim ki o zaman sadece ben varım başka kimse de yok öyle “tamam” dedim düşünmedim ne yapacağımı “bir şeyler bulurum” dedim. Bulamadım. O zamanki arkadaşlarım beni yarı yolda bırakınca ben de son çare uzun zamandır tanıdığım Oğuzhan abimi aradım dedim ki ‘Böyle böyle bir olay var çalar mısınız benimle?’. O da hemen kabul etti. Eski grup arkadaşımın kuzenleri bu arada Ömer ve Oğuzhan. Daha önce beraber evde, kamp yaparken ormanda, sahilde beraber çalıp söylemişliğimiz vardı sarhoş sarhoş. Ama iş bir sahne işiyse tabii ki daha çok çalışmamız gerekti. Öyle de yaptık. 1 hafta boyunca o zamanlar Sefaköy’de Orzi’nin babannesinin evi boştu, çöktük oraya. Sigara dumanından bir katman eşliğinde ciğerlerimiz bayram(!) ederken çalıştık. Tabii o zamanlar bir grup fikrimiz yoktu, o yüzden çok farklı yorumladık şarkıları. Kimini funk ritimle çaldık kimini blues yaptık kimini rock yaptık kimini reggae. Sonra hafta sonu gidip çaldık. İnsanlar çok sevdi bizi. Ben yıllarca konser konser dolaşdığım için alışıktım aslında ama bu bambaşka bir şeydi ilk defa bu tarz bir müzikle sahne alıyordum, gençlik zamanlarındaki kafe müzisyenlikleri hariç tabi. Öyle bir ilgi olunca herkes çok sevince yaptığımız müziği, ben de dedim çocuklara “beyler grup kuralım, şarkılar da hazır gelin” dedim “biz tutarız”. Onlar da tamam dediler. Görüldüğü üzere hiçbirimizde herhangi bir geri tuşu yok. O günden sonra deli gibi çalıştık. Ülkede en çok prova yapan grup olabiliriz. Albümü eski usul stüdyoda çalarak yaptık. Bu bizi bir grup yaptı diyebiliriz. Küçücük riffler için tartıştık, o köprü oraya olmadı diye birbirimize girdik, çıkışta Kadıköy’de güle oynaya bira içtik. Hep birlikte gezdik uzun bir süre her yere beraber gittik, zaten aynı evde yaşıyoruz. Bu da doğal olarak müziğimize de yansıyor birbirimize çok güveniyoruz. Hedeflerimiz var, hayal kelimesi grupta yasaklı mesela. Sloganlarımız var, marşlarımız var. Sahneye çıkmadan önce Galatasaray’ın UEFA kupasını aldığı maçtan önce Fatih Terim’in ünlü gaz veren konuşması gibi konuşma bile yapıyorum. Biz 3 tane her şeyi göze almış adamız anlayacağınız. Aldık ve hedeflerimize ulaşmadan bırakmayacağız.

Senem: Harika! Pandemi müzik endüstrisini fena vurdu. Hatta siz albümünüz “Efendi Uyanıyor”u yeni çıkarmıştınız ki evlere kapandık. Tahmin ediyorum promosyon planlarınız çok daha farklı idi. Nasıl etkilendiniz?

Onur Uğur: Korona bebek gerçekten tarumar etti ortalığı. Evet albümümüz yeni çıkmıştı ki bu olay geldi başımıza ama genel olarak alışkınız biz. Yani bu kadar büyüğünü de beklemiyorduk tabi ama gerçekten şaşırmadık ya. Şu işe başladığımızdan beri her zaman başımıza bir şeyler geldi ama iyi de oldu bu bizi birbirimize daha çok kenetledi. Biz inatçıyız gerçekten yıldırmaz bizi bu olay. Yıldırmadı da. Promosyon planımızın tabii ki en çok istediğimiz bölümü vereceğimiz konserlerdi ama tam bu döneme denk geldi, yapamadık konser. O açığı başka stratejilerle kapatmaya çalıştık. Başka şeylere yöneldik mecbur, fena da olmadı, bize tecrübe katmış oldu bir yandan. Gördüğünüz gibi polyannacılık oynuyorum. Ama gerçekten bardağın dolu tarafına bakmak en doğrusu. Boş tarafının kimseye bi faydası yok.

Senem: Bir yandan da üretmeye devam etmiş gözüküyorsunuz? Öyle değil mi?

Onur Uğur: Biz zaten hep üretiyoruz. Boş duran yok bizde. Bizi bu konuda etkilemedi açıkçası. Zaten çok çok önceden planlıyoruz her şeyi. Bahanelere sığınmayız biz. Üretiriz. Üretmeye de devam edeceğiz. Kalıcı bir grup olma hedefindeyiz.

Senem: Bize türünüzden bahseder misiniz? Bir isim koyma çabasına girmeye çalışmayacağım, gerek de yok. Önemli olan şu ki, ruhu ve karakteri olan oldukça da özgün bir müzik yapıyorsunuz. Kendinizi tek bir janr içine sıkıştırmak mı istemiyorsunuz? Yoksa doğal olarak sizden bu mu çıkıyor?

Onur Uğur: Kesinlikle bizden doğal olarak bu çıkıyor ve biz de bunu sınırlandırmak istemiyoruz. Sevdiğiniz müziğin sesini kısmak ister misiniz, biz de kısmıyoruz işte. Bas bas bağırsın istiyoruz evet bu Atlas RB’nin müziği diye. Tabii ki çok yolumuz var daha, her gün yeni bir şeyler öğreniyoruz. Birbirimizle münakaşa ediyoruz. Sürekli müzik dinliyoruz. Bu grup içerisinde her türlü metal müzik dinleniyor mesela, her türlü jazz da dinleniyor örneklendirmek gerekirsek o yüzden skalamız çok geniş ve hayal dünyamız da geniş olduğu için bir şeyi denemekten korkmuyoruz. ‘Olmaz’ kelimesi de yasaklı kelimelerden bizim grupta. ‘Olur, öyle bi de güzel olur ki’ var . Sevdiğimiz şeyleri özgürce yapabildiğimiz için bundan mutluluk da duyuyoruz. Bizden ne çıkarsa işin içinde özenilmiş, ruhu olan bir müzik çıkıyor çünkü gerçekten hissederek yapıyoruz. Tek bi janr seçecek olsak tabi ki Rock janrında olmayı tercih ederiz. Biz rock müziği taban alıp üzerine onunla birlikte diğer müzik türleriyle harmanlanmış bir iskelet kuruyoruz. O yüzden kendimize Rock grubuyuz diyoruz bundan da gurur duyuyoruz. Ama müziği yaparken bir başlık altına sıkışmadan bu işi yapıyoruz. Önceden belirlenmiş düzenlere ya da kural gibi başımıza kakılan şeylere karşıyız.

Ömer Adil: Bir genelleme yapmak gerekirse yaptığımız müzik tarzına rock diyebiliriz ama bu bizi sınırlandırmaktan ziyade müziğimizi geliştirecek diğer müzik türleri ile sentezleme yoluna soktu. Müziğin ve icra etmenin hiç bir sınırı yok ve biz denemeyi seven bir grubuz.

Senem: Duyguları gerek vokal melodileriyle gerekse enstrümanlarla bize geçirmeyi başarıyorsunuz. Bazen bir solo, bazen bas, bazen üflemeliler, bazen de sözler… Duygusal adamlar mısınız?

Ömer Adil: Gitarist olarak genelde dinlediğim ve etkilendiğim grup ve müzisyenlerde öncelikle his kavramı benim için çok değerli. Hatta bilirsiniz ‘ne hisli, ne duygulu çalıyor be.’ diye bir kavram vardır. Kendi müziğimizde de elimizden geldiğince hissettiklerimizi bizi dinleyen dostlarımıza aktarmak tabi ki en çok istediğimiz durumlardan biri kesinlikle. Sosyal ilişkilerde de bu böyle aslında. Müzik insandaki duygu kavramını daha da geliştiren daha da hassas düşünmeyi pekiştiren bir iş. Müzik aracılığı ile duygu aktarmaya gelince bu gerçekten oldukça zorlu bir süreç. Daha yolun başındayız ve elimizden gelenin en iyisini yapmak için tüm mesaimizi müziğe ayırmış durumdayız.

Onur Uğur: Müzik yapmak zaten bir duygu işi tabii. Öfkeli bir şey yapacak olsan da, sevgi dolu bir şarkı yapacak olsan da bu böyle. Sanatın doğasında olan bir şey. Biz de duygusal adamlarız. Ben zaten her ne kadar rahatsız etse de beni bazen, böyleyim arınamıyorum bu özelliğimden. Belli ki beni ben yapan şey bu şarkı yazarken ve bestelerken, o yüzden karşı koymuyorum kendilerine. Zaten öyle olmasam yapamazdım hiçbir şey diye düşünüyorum. Ama benim duygu değişim olaylarım şarkılardaki gibi, biraz yorucu diyebilirim.

Senem: Bence de müzisyenin duygusalı makbul 🙂 Siz insanlığın dertleriyle de dertleniyorsunuz belli. Tematik öğeleriniz nasıl gelişiyor? Fikirler nasıl ortaya çıkıyor? Yazma sürecini nasıl etkiliyor? Kim yazıyor şarkı sözlerini?

Onur Uğur: Şarkı sözlerini ben yazıyorum. Şarkı sözü yazarı olmak için müthiş elverişli bir ülkede yaşadığımı söyleyebilirim. Sosyolojik olarak bulunmaz nimet. Genel olarak bu coğrafyadaki insanların dertleriyle ilgileniyorum çünkü ben de onlardan biriyim. Ben de onlarla çoğu zaman aynı şeyi yaşıyorum ve aynı acıyı çekiyorum. Çünkü muhatabım da bu coğrafyadan biri oluyor ya da coğrafyanın ta kendisi oluyor. Bu yüzden şarkılarımızı dinlerken insanlar empati kurabiliyor diye düşünüyorum. Gerek kültür, gerek dil olarak hep bu coğrafyadan besleniyorum. Herkesin yürüdüğü sokaklardan, herkesin geçtiği yerlerden onlar gibi geçiyorum. Bir şarkıyı yazarken kimi zaman başka bir insan oluyorum, o duyguyu yaşamış başka bir insan neler düşünürdü diyorum. Herkesi dinliyorum, her gördüğümü okumaya çalışıyorum, kimi zaman araştırıyorum ve bir tema hazırlıyorum. Söz yazmaya ve şiire saygım büyük o yüzden buna layık olmaya çalıştım, hep öyle de olmaya çalışıyorum. Geriye zihnimi güçlendirmek kalıyor onu da izlediğim dizi, film ve okuduğum kitaplarla yapıyorum. Tüm bunları zevkimce iyi bir edebi dille birleştirince ortaya Atlas RB sözleri çıkıyor.

Oğuzhan İçer:  Söz yazma işini ve tema seçimini Onur’a bırakıyoruz her zaman. Çünkü sözlerin yazarı olduğu için, onu herhangi bir şekilde manipüle etmek istemiyoruz. Sadece bize danıştığı konularda fikirlerimizi söylüyoruz. Onur, sözleri yazıyor, besteyi kafasında netleştiriyor ve sonrasında Ömer ile ben müzik konusunda devreye giriyoruz. Yine üçlü şekilde kafa kafaya verip parçaları son hallerine ulaştırıyoruz.

Senem: Parçaları kim besteliyor?

Onur Uğur: Parçaları da ben besteliyorum. Geç keşfettiğim bir özelliğim oldu diyebilirim. Ama aşırı üretkenim. Her janrda onlarca şarkı besteledim. Atlas RB için olanları ayırıp istifliyorum. Unutmamak için kaydediyorum, o raddeye geldim. Güzel bir şarkı havuzumuz var. Her hafta şarkı versek 10 yıl sürer 😀 (ciddiyim)

Senem: Efendi Uyanıyor albümünün Outro’sunun sonlarında .. mm nasıl ifade edeyim… tonlarla oynuyorsunuz. Benzer bir şeyi Dream Theater, Misunderstood parçasının sonunda yapıyor. Onlara sormak aklıma gelmedi ama size sorayım; burada bize vermek istediğiniz mesaj nedir?

Onur Uğur: Doğru tespit daha önce örneklerine rastlamak mümkün. Bizim de severek dinlediğimiz gruplardan biri. Hatta bizim Ömer Petrucci sakalı bırakıyor :D. Soruya gelirsek albüm içinde şarkıların dizilimi bir konu bütünlüğü içerisindeydi ve bir manifestomuz vardı. Hatta bundan ‘Interlude’da bahsediyorduk. Yarattığımız Atlas karakteri tüm albümde bir şeyler anlatıyordu ve gittikçe öfkeleniyordu ve daha kaotikleşiyordu. İşte orada vermek istediğimiz mesaj bununla ilintili. Yani yeryüzüne inen Atlas artık daha cesur olacak ve daha korkusuz olacak gibi bir mesaj vermek istedik. Ayrıca bu albüm burada biter gibi bir mesaj da vermek istedik akortlar bozuldu bu iş bitti gibi. 

Senem: Albüme tepkiler nasıl?
Atlas RB:  Albümümüz ulaşabildiği kitle tarafından çok sevildi. Çok güzel geri dönüşler aldık. Hatta kötü eleştiri almadık pek bu işte bir bit yeniği olabilir diye düşünüyoruz bazen. Tabi iyi bi PR ve reklam kampanyasıyla çok daha büyük kitlelere ulaşmak isterdik bu bizim için daha doyurucu bir ölçüt olurdu. Ama tek başımıza iyi yol gittik diye düşünüyoruz. Biz ilerledikçe ilk albümümüz de daha çok dinlenilecek ve anlaşılacaktır diye umuyoruz. Biz ölmeden anlaşılırsa makbule geçer.

Senem: Umarım öyle olur 🙂 İlham aldığınız gruplar, müzisyenler vardır muhakkak?

Atlas RB: Çok var. Yani o kadar çok ki birbirimize baktık. Birkaç örnek vermeden gitmek olmaz diyerek birkaç tane yazalım dedik. RATM, Opeth, Audioslave, Deep Purple, Black Sabbath, Tool, Rishloo, Melvins, Sleep, OM, High on Fire, Led Zeppelin, Foo Fighters, QOTSA, Soen, Airbourne, AC/DC, Neurosis, Amenra, Messa, Saint Vitus, Tessaract, Karnivool, Pallbearer, Monkey 3, Pantera, Mgla, Pelican, Death, Gojira, Dream Thater, Kreator, Testament, Slayer,Steve Vai, Andy Timmons, Guthrie Govan, Richie Kotzen, Ritchie Blackmore, Tony Iommi, John Lord, Marty Friedman, Anouar Brahem, Tiken Jah Fakoly, Django Reinhardt, Miles Davis, Quincy Jones, Michael Jackson… İlham aldığımız grup ve müzisyenlerden birkaçı…

Senem: Ahahah, tamam. Şimdi taşlar yerine oturdu 🙂 Efsane liste! Siz memnun musunuz ürettiklerinizden? Hangi yönleriyle yapmak istediklerinizi yakaladığınızı ve hangi kısımları geliştirebileceğinizi düşünüyorsunuz?

Oğuzhan İçer: Ürettiğimiz eserlerden memnuniyet duymadığımızda, yakasını bırakmıyoruz. Hissiyat hepimiz için en önemli unsur. Tabi üretme konusunda büyük bir doyumsuzluk var üstümüzde. Ürettiklerimizle asla yetinmiyoruz. Her zaman enstrümantal olarak, lirik kalitesi olarak yahut prodüksiyon olarak kendimizi geliştirmeye muhtaç hissediyoruz. Kendi çıtamızı her zaman biz belirliyoruz kısacası.

Senem: Atlas RB için bir sonraki adım nedir? Gelecek nasıl görünüyor?

Onur Uğur: Bir sonraki adım bu durdurulamaz üretkenliğimize devam ederek oyunu kuralına göre oynamak ve en güzel yerinde bu oyunu değiştirmeye çalışmak. Biz küçük hedeflerle yola çıkmış bir grup değiliz. Büyüyeceğiz ve bu büyüme bizim elimize bir takım güçler verecektir. Biz de bunları layıkıyla kullanacağız. Gelişmek, geliştirmek ve hep birlikte yükselmek adına!

Senem: Hangisi daha heyecan verici? Yollarda olmak mı? Stüdyoda olmak mı? Şu an konser veremiyor olmak zor mu?

Ömer Adil: İlk albümümüzü yaparken stüdyo da oldukça fazla süre geçirdik, çok fazla prova yaptık ve işi hep konser aşamasına taşıma planımız vardı. Bu zorlu süreçte hepsine hasret kaldık aslında. Hem stüdyo da olmak hem de konser heyecanı ile yollara düşmek en büyük dileklerimizden. Stüdyoda bir kaç ısınma turundan sonra aylarca yollarda olup konser verebilir, bizimle beraber olacak dostlarımızla hep beraber şarkılarımızı söyleyip Atlas RB grubunu sahnede tanıtmak isteriz kesinlikle. Yolda olmak sanırım bizi iyileştirecek,  daha da güçlendirecek çözümlerin başında geliyor. Umarım en kısa zamanda sahnelerde oluruz.

Senem: Müzisyen olmanın en çok nesini seviyorsunuz? Hangi yönünü sevmiyorsunuz? Müzisyen olmasaydınız, ne yapıyor oldunuz?

Ömer Adil: Müziğin içinde olmak, üretmek ve bunu da dinleyici ile paylaşmak yani neresinden bakarsak bakalım bu işin her aşaması gerçekten çok keyifli ve kendinize ayıracak çok fazla vaktiniz oluyor. Uzun yıllar süren dostluk ve arkadaşlığımızı Atlas RB çatısı altında birleştirdik ve artık büyük bir aileyiz. Aslında müzik sizinle aynı şeyleri hisseden insanlarla aranızda kurduğunuz ve sadece sizin yaşayıp geliştirebildiğiniz bir bağ içeriyor ve bu bir müzisyen için şahane bir olay. Hatta şöyle diyebilirim, yakın zamanda hayatımın en zor ve en acı olayını yaşadım, annemi kaybettim. Müzik olmasa neye sığınırdım gerçekten kestiremiyorum. Aslında müzik değil de müziğe karşı olan tepkiler, özellikle ülkemizde sıklıkla karşılaştığımız bir meslek kavramı içine sokulmaması, bir iş niteliğinde görülmemesi bazen sinir bozucu olabiliyor. Bu durumu pandemi sürecinde net bir şekilde gördük zaten.Yakın çevreden gelen baskıya hiç girmiyorum bile.Lisans eğitimimi Ç.O.M.Ü Biyoloji bölümünde tamamladım.Müzisyen olmasam sanırım şuan bütün mesaimi Covid testi yaparak geçiriyor olacaktım.

Oğuzhan İçer: Müzisyenliğin en sevdiğim yönü ürettiğimiz eserlerin, bize ait olması. Bütün duygu ve bilgi birikimimizi pek de somut olmayan bir sürecin içine dâhil etmemiz gerçekten çok iyi hissettiriyor.  Ömer’in dediği gibi ben de ülkemizde müzisyen kavramına bakılan bakış açsısını sevemiyorum bir türlü. Ben de sinema mezunuyum, bu sektörde bir takım işler yapmışlığım var müzisyenlikten önce. Şuan Atlas RB olmasaydı, aynı iş sektöründe çalışmaya devam ediyor olurdum.  

Onur Uğur: Ben ölü olurdum. Şaka değil.

Senem: Müzik endüstrisinin bugünü ile ilgili bir şeyi değiştirebilseydiniz, bu ne olurdu?

Oğuzhan İçer: Bu soruyu yanıtlamak için yakına mı yoksa uzaklara mı bakmam gerektiğini düşünüyorum ben. Ülkemiz ve Dünya müzik endüstrisinde değiştirmek istediğim bazı şeyler var aslında ama bunlar bireysel zevklerle sarılmış istekler. Bu öyle bir endüstri ki, insanların değişen yaşam biçimleriyle, hayata bakış açılarıyla sürekli kabuk değiştiriyor. Dünyada ve ülkemiz de buna dâhil, müzik sektörü kendini kapitalizmin beşiğinde salladığı için rahatsızım. Bu sallanan beşik çoğunlukla elektronik seslerden oluşuyor. Rap, Pop hatta artık Rock diye anılan çoğu müzikte bile bu elektornikleşme mevcut. Bu durumun da üretilen eserleri tek tip haline getirmeye başladığını düşünüyorum. Yaratıcılıktan her geçen gün uzaklaşılıyor. O yüzden bu gidişatı törpülemek isterdim.  Tabi bu, elektronik müzik düşmanıymışım gibi anlaşılmasın, şahsen elektronik müzikten zevk almıyorum ama Jean Michel Jarre dinlediğimde kulağıma hiç bir şey elektronikmiş gibi gelmiyor ve çok keyif alıyorum.

Onur Uğur: Açıkçası değiştirmek istediğim çok şey var bu derin bir konu. Çok fazla teknik ve detaya girmek lazım burada kabaca bahsedeceğim bir gün görüntülü bir röportajda sorulursa daha başka şeylerden de bahsederim. Ben tekelleşmenin değişmesini isterdim en başta. Her zaman tekelleşen her şeyden uzak durdum ve karşısında oldum. Bunu bir müzik tavrı olarak da düşünün özellikle günümüz Türkçe rock’ını ve rap’ini gösterebiliriz. Popu hiç katmıyorum bile. Ayrıca şirketler ve piyasa açısından da düşünebiliriz. Bunu domestik olarak inceleyeceğim tabii global olarak düşünürsek bir makaleye dönmesi muhtemeldir. Belli başlı şeylere değinip kısa keseceğim. Herkesin aynı müziği yapmasına karşıyım. Aynı müziği biraz açacağım ilerledikçe. Bir şey rağbet görüyor ve yapılması kolay oluyorsa herkes onu yapıyor. Kimsede orijinal olmak ya da başka olmak gibi bir kaygı yok. Küçük bir azınlığı tenzih ediyorum tabii ayıp etmeyelim genelleyerek. Bu da basmakalıp müzikler olmasına sebep oluyor. Sanki bir marka ve fabrikası var hep aynı şeyi üretiyor ve sunuyormuş gibi. Bir çeşitlilik yok. Yani nitelikli dinleyici yok yok diye gezmek ahmakça bence. Çünkü müzisyenler o yetinin fark edilmesini sağlamalı. İş bizde bitiyor aslında. Risk almakta, farklı olmakta, taklit etmemekte bitiyor. Biz topluma bir çeşitlilik sunup farklı müziklere olan ilgisini açığa çıkartmalıyız. Gerçekten çok grup var bir şeyler yapmaya çalışan tüm metal janrları için konuşuyorum hepsi ümitsiz. Ve acıdır ki bize lazım olan o çocuklar, o gençler ama hepsi ümitsiz. Kitle az diyorlar, dinlenmeyiz diyorlar. Bence az değil gelin hep birlikte deneyelim. Bunun için hep birlikte hareket etmekte fayda var ama büyük toplar işin içine girerse belki mümkün olabilir ancak. Tekrara düşmek, cover yapmak bizi nasıl geliştirebilir? Biz zaten kendi aramızda birbirimizi kamçılıyoruz kimseye ihtiyacımız yok ama müzik endüstrisinin buna ihtiyacı var özellikle Rock ve Metal janrında. Kimse kusura bakmasın ama artık üretemiyorsanız yeni gruplara el verin. Destek verin. Gidip Rock grubu olarak Türk sanat müziği şarkısı ya da arabesk şarkıları cover’layacaksanız gerçekten bırakma zamanınız gelmiştir. (Türk sanat müziğini aşırı severim bu arada, arabeski de çaktırmadan dinleriz tabii). Üzülerek söylüyorum ‘ben oldum’ artık diye düşünen müzisyenlere. Olmuştunuz ama artık olamıyorsunuz. Bu ayıp değil. Gelin el verin yeni gruplara hep birlikte çıkalım konserlere, hep beraber festival yapalım. Birbirimizi sevmeyelim ama birlikte duralım duvar gibi bu düzenin karşısında. Hepimiz ayrı bir renk olalım. Hepimiz rock tarihini az çok biliyoruz müzik gruplarının birbiriyle nasıl soğuk savaş yaparak birbirlerini nasıl kamçıladığını. En iyi şarkılar en iyi sololar en güzel besteler hep bu zamanlarda çıkmıştır ortaya. Biz de böyle olsun istiyoruz. En güzel solo bizim şarkımızda olsun diye tatlı rekabet edelim. Death’çiler, Black’çiler bi tarafta , thrash’çiler, grunge’cılar bi tarafta en iyi işlerini çıkarsınlar tatlı bi rekabet olsun hepimiz göz önünde olalım istiyoruz. Bu gerçekten hayal değil be. Yaparız!

Senem: Bugüne kadar size en çok tesir eden, en unutulmaz anınız nedir?

Oğuzhan İçer: İçinde müzik olan bir anımı söylemem gerekirse, bir klasik olarak kulaklığımda ilk metal müzik dinleyişim unutulmaz bir an benim için. Anıdan çok tesiri üzerinde durmak lazım. Bırakmadı o günden sonra peşimi. Testament konserinde “Disciples of the Watch” diye bağırıp, arkasından grubun o müziğe girmesi vücudumun her hücresini yer değiştirtmişti. “Kesinlikle o sahnede bir gün bende olacağım” dediğim en net andır o gün mesela. Bunun gibi bir sürü anım var ama içinde müzik olmayan anılar söz konusu olacaksa konuşup anlatamayacağım, travmatik şeyler var tabi.

Onur Uğur: Benim çok anım var böyle bi düşündüğümde ama müzik hayatımda şu ana kadar beni en mutlu etmiş şey ve beni müzik yapmak için kamçılamış şey zamanında konserlerine gidip şarkılarını söylediğim birkaç müzisyen abimin bir yarışma düzenleyip yaklaşık 500 kişi arasından beni 1. seçmeleri olmuştur. Lisedeydim müzik yapıyordum ve tabii dinleyicim arkadaş grubumdu o zaman. Profesyonel seviyede birilerinin beni seçip övgüler yağdırması ve her birinin şüphe etmeden beni seçtiğini söylemesi beni onore etmişti ve bir ergen olarak çok mutlu olmuştum. O günü unutmuyorum çünkü o gün ben anladım her şeyi başarabileceğimi. Şu an o başarma hissi ne kadar büyümüştür, hırsı ve azmi ne kadar büyümüştür tahmin edebilirsiniz. İçerde tutmak bi hayli zor. Beni ayakta tutan şey bu oldu hep. O hissi kazanmam da bu olayla oldu. 🙂 Yaparım!

Senem: Müzik kariyerinize dönüp baktığınızda, en büyük başarınızın ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Atlas RB: Açıkçası yeni bir grubuz ve grup olarak henüz istediğimiz hedeflere ulaşmış değiliz. Yani şu an için başardıklarımız bizi tatmin edecek; bize doyum sağlayacak başarılar değil, açız biz başarıya. Şu an en büyük başarımızı şöyle söyleyebilirim: Bir grup olabilmek, gerçek bir grup olabilmek ve bir bütün olarak düşünmek.

Senem: Kimle işbirliği yapmak, kimle turneye çıkmak isterdiniz? Dünyanın her hangi bir festivalinde çalabiliyor olsaydınız, hangisi olurdu?

Ömer Adil: Gerçekten çok isim ve grup mevcut ama böyle bir şansım olsa kesinlikle Andy Timmons ve Guthrie Govan‘la aynı sahneyi paylaşmak isterdim. Şahane iki adamla bir parça çalmak bile keyifli olurdu. Festivale gelecek olursak Crossroads’da blues’un ağır abileri ile aynı sahnede olmak çok büyük deneyim olurdu benim için. Kimbilir, belki bir gün çalma fırsatı bulurum…

Oğuzhan İçer: O kadar çok isim var ki üstüne düşünmek bile çok zor ama Muse ile kesin bir turne yapmak isterdim hatta mümkünse ömür boyu Muse ile turne yapabilirim. Tool ile çalmak, Neurosis, Melvins ile çalmak yahut beraber bir şeyler üretmek reddedemeyeceğim şeyler olurdu. Ben ağırlıklı olarak Metal müzik dinleyicisi olduğum için aklıma gelen ilk festival tabi ki Wacken olurdu.

Onur Uğur: Açıkçası birkaç albüm yapmamız gerek bunun için (:D), yani oraya eli boş gidilmez. Wacken‘a çıkmak isterdim. Festival olarak tabi. Glastonbury ‘de konser vermek isterdim. Red Rocks Amphitheatre‘da kesinlikle bir kere çalmak isterdim. Kimle diye düşündüm kesinlikle Big4 olabilir lise zamanında arkadaşlarımla lakabımızdı neden hakkını vermeyelim. Muse olayına kesinlikle katılıyorum gerçekten onlarla turne yapmak isterdim tek bir grup olacaksa.

Senem: Ben de ortaya bir Hellfest atayım o vakit. Umarım hepsinde görürüz sizi J
Tüm zamanların en sevdiğiniz albümlerinden bazılarını paylaşır mısınız?

Oğuzhan İçer: Sanıyorum en zor sorular bunlar. Cevabı belli bir sayıya indirmek çok zor yine. Ben aklıma ilk gelenleri sayarsam, ISIS – Panapticon, Sleep – Dopesmoker, OM – Advaitic Songs, Melvins – Stoner Witch, Anouar Brahem – Thimar… Herhangi bir Death, Necrophagist veya Neurosis albümü, hangisi olursa olsun fark etmez. Böyle uzayıp giden bir listenin başlangıcı işte… ve Onur ve Ömer’in yazdığı gruplar: D

Ömer Adil: Evet geldik en zor soruya. Benim için bütün olarak çok sevdiğim albümlerden bir kaçı Tool-10.000 days, Soen-Lykia, Anouar Brahem-The Astounding Eyes Of Rita (bu zehri bize salan bizi perişan eden Orzi ye teşekkür ediyorum…) Üstad, büyük şahsiyet Andy Timmons Resulation ve Ear Extacy, kısa süre önce keşfettiğimiz gitarist Nick Johnston-Remarkably Human, komşumuz Yunanistan’dan çıkan Stoner Rock grubu Villager of İonia City-Age of Aquaris, Monkey 3-Astra Symmetry ve daha niceleri. Tabii ki hepimizin hayatında çok büyük etkisi olan Deep Purple, Black Sabbath, Pink Floyd, Led Zeppelin ve nice büyük grupların albümleri… ve Onur ve Oğuzhan’ın yazdıkları: D

Onur Uğur: Çok albüm var en fazla bu kadar küçültebildim büyük grupları yazmadım çünkü yaz yaz bitmez gerçekten. Zaten bu soru en zorlandığım soru o yüzden kıyamadım biraz fazla yazdım yine olmaz çünkü içimde kalır.

Rishloo – Living as Ghosts with Buildings as Teeth, Feathergun, Eidolon | Opeth- Damnation, Deliverance, Ghost Reveries|Ratm – Ratm, Renegades | Gojira- Magma, L’Enfant Sauvage, From Mars to Sirius |Alice in Chains- Dirt, Black Gives Way to Blue| Pallbearer- Foundations of Burden |Tool- AEnima, Lateralus, 10000 Days | Airbourne- Runnin’ Wild | Muse-The Resistance, Black Holes and Revelations, Showbiz,Absolution |The Black Keys – El Camino, ‘Let’s Rock’, Magic Potion ve arkadaşlarımın yazdığı tüm gruplar 😀

Senem: Harika bir liste çıktı. Gözümden kaçan birkaç tanesini hemen dinleme listeme alıyorum J
Müzik Koleksiyonunuz neye benziyor? Bunu hem tür olarak soruyorum hem de format olarak.

Oğuzhan İçer: Şu an sahip olduğumuz müzik koleksiyonunun çok büyük kısmı Metal müzik ve Rock janrına ait şeylerden oluşuyor ve tabi ki yine çoğunluğu dijital, sevdiğimiz beğendiğimiz albümleri Hİ-Fİ formatlarda arşivlemeye çalışıyoruz. Sevdiğimiz müzisyenlerin ya da sanatçıların cd’leri, eski teyp kasetleri ellerimizde mevcut fakat gelişen teknoloji yüzünden bunlara duyduğumuz ihtiyaç azaldı desek yalan olmaz. Daha çok nostalji olarak duruyor raflarımızda. Plak arşivlemek ise zaman, maddiyat ve ilgi istiyor.

Senem: Bu akşam dilediğiniz 5 kişi ile yemek yeme şansınız var. Geçmişten, gelecekten, ünlü, ünsüz, sanatçı, sporcu, her kimi isterseniz. Kimlerle yemek yiyorsunuz?

Oğuzhan içer: Muhammed Suiçmez, Turgut Uyar, Tony İommi, Oğuz Atay ve son olarak Soren Kierkegaard ile dünyanın en tuhaf masasını oluştururum sanırım. Muhtemelen herkes yemeğini yiyip uzaklaşırdı ama olsun.

Senem: Ahahahah

Ömer Adil: Lise dönemlerimde basketbola çok fazla ilgim vardı ve vaktimin çoğunu basket oynayarak geçirirdim. Yakın zamanda kaybettiğimiz Kobe Bryant’ı masama davet etmek isterdim. Yine lise dönemi kahramanlarımdan Jimi Hendrix ve Yavuz Çetin’ i direkt hikâyelerini ilk ağızdan duymak için masada görmek güzel olurdu. Django Reinhardt’ ın hikâyesi de bana oldukça etkileyici gelmiştir yıllarca. Jazz müziğine katkıları, 2 parmağının işlevini kaybedip sadece 2 parmak kullanarak gypsy jazz türünde ürettiği şahane eserler…Django da bizimle. Son olarak da Edip Cansever’i de aramıza alıp, ‘Masa da Masaymış Ha!’ deyip enteresan bir sohbetin ortasında bulurdum kendimi.

Onur Uğur: Maynard James Keenan’ı yıllarca çok dinlediğim ve hep onun kadar korkusuz olmak istediğim için ve enteresan bir karakter olduğunu düşündüğüm için, Rob Halford’ı benim gözümde onun kadar kusursuz ve oyun değiştirici bir vokal olmadığı için, Andrew Mailloux’u Tool alternatifi bir grup ararken çok çok daha sevdiğim Rishloo’da beni büyülediği ve beni müziği bırakarak hayal kırıklığına uğrattığı için,  Zack de La Rocha’ yı bana bir rapçiyken ve ne olduğumu bilmezken öfkesi ve isyanıyla (tabii tüm grup olarak)  kendimi görmeme sebep olduğu için ve Dio’ya bu masada kutsal biri olmasını istediğim için masamda yer vermek isterdim. Tabi başka müzisyenler de düşündüm bunları yazarken çok sevdiğim yazarlar ve şairler de düşündüm ama bu masa en en en çok olmak isteyeceğim masa olurdu.

Senem: “Bir masa seçip bir sandalye çekerim” demiştim ama seçim yapmayı imkânsız hale getirdiniz 🙂 Bitirirken sizi takip edenlere söylemek isteyeceğiniz neler var?

Atlas RB: Atlas RB, enerjisi yüksek, bu zor zamanlarda bile motivasyonunu yüksek tutmaya çalışan ve üreten bir grup olmaya devam edecek. Her zaman istediğimiz, konserlerde dostlarımızla bir bütün şekilde etkileşim kurup, covid sürecinden kurtulup hep beraber şarkılarımızı bağıra bağıra söylemek istiyoruz. Öncelikle bu zor dönemde tüm dinleyici dostlarımıza sağlık diliyoruz. Hepsini çok seviyoruz ve bize güvenmelerini istiyoruz. Her oyuna bir ‘game changer’ lazım ve biz o olmakta çok gayret edeceğiz. Atlas RB ailesi olarak tüm insanlığın mutlu, sağlıklı günlere erişmesi dileği ile.

Senem: Zaman ayırdığınız için teşekkürler.

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply