Specials Türkçe İçerik

ŞEBEKE DIŞI YAŞAM

Ulan beybiler ben eski yazımı editleyip zamanımı snickers, şokomel gibi yiyecek, diablo, warcraft, starcraft gibi oyunlar oynayarak vakit kaybedecek bir adam mıyım? Aslında her bir bakımdan tabii ki evet de, edit yapacağıma yeni yazı yazarım huleyn, her kavalye başına oturduğumda istisnasız her seferinde aşırı zeki ve oldukça didaktik satırlar yazmak benim karakterimdir, tıpkı canım atam gibi. Edit gibi sıkıcı işleri daha sonraya erteleyerek günümü gün eder, yine edit yapmam gerektiğinde yeni konuya olan ilgimi kaybetmeyeyim, konsantrasyonum dağılmasın diye yazmayı sürdürür elimdeki tüm editleri günlerce, haftalarca hatta yeri geldiğinde aylarca süründürürüm. (harbiden sözümün eriymişim okuduğunuz yazıyı galiba üş dört ay önce yazmıştım- ne kadar tutarlı, acar, sözünün eri, attığını vuran tam bir kayı boyu erkeğiyimdir yani anlayacağınız beybiler- ulan kayı boyu deyince aklıma çok değil hiç sempatik olan bir kısmınız geldi yine içim çömeldi löm löm ağızlılar sizi )

Tapu kadastro ilçe müdürlüğü kadar elemanı olan slipknot emmileri yeni şarkı yapmışlar istiyorsanız dinleyin ne biliyim o kadar ergen hissedemedim şimdi

Çeşitli sağlık ama daha çok mental nedenlerinden ötürü, doğal yaşam ortamım olan günah yuvası, Sodom ve Gomorra’nın 1/48 ölçekte küçültülmüş hali, mikrop-tatak üretim merkezi, entegre et kombinası olan evimden bir süre uzakta kalacağım. Bu süreyi avcılık, toplayıcılık, ee bir çayınızı da içemedik türü yancılık, yanında itlik, çakallık ve her türlü madrabazlıklarla aile ve toplum hayatımızın moral değerlerinin dibine dinamit koyup, aşırı-çok feci sağlam ekonomik temellerimizin altını oyarak, dış minnakların ülkemizi verev (Ermeniceden dilimize geçmiş) diagonal olarak bölmesine yardım ve yataklık ederek, bünyemdeki ruh hastalıklarının kendisini çok önemli biri gibi hissetme kısmına, kendini yaylı yatak gibi hissetme maddesini de ekleyerek, başta Türk ve Filipinli, sonrasında Burkina Fasolu psikolog ve psikiyatrların ve akabinde Güney Amerikalı ama özellikle Arjantin Pesosu harcamayı alışkanlık haline getirmiş tüm guatr hastalarının bir süreliğine kunduz taklidi yapmalarına neden olacağım için şimdiden büyük bir mutluluk, aşırı gerzek bir umut kapladı içimi, hay allah ne yapsam şimdi heyecandan cümleyi falan toparlamadan kapıdan çıkıp gidesim geldi walla- o kapıdan çıkarsan bu eve bir daha asla dönemezsin- şu kapıdan çıkarsan bu eve belki geri dönebilirsin- bu kapıdan çıkarsan bu eve zaman zaman geri dönebilirsin ama her döndüğünde tekrar dışarı çıkmak isteyebilirsin diye bağırır çiftliğinde Ali babanın.

Piçin pozuna bak sanırsın şengiz holding

Bakın bu Ali Baba masal dünyasını yok “Kırk Haramiler”, “Açıl Suzan Açıl- Bir Tesettür Açmazı” ya da “Arabian Nights” falan diye önce fırançayzi ayağıyla tokat manyağına çevirmiş, sonrasında da başkalarının yazdığı masalları sanki kendi yazmış gibi yayınlamış paranın ağzına vurmuş, tüm bunlar da yetmezmiş gibi kazandığı haksız fitiği kur korumalıya çevirip dünyalığını garanti etmiştir. Kendisi sırtüstü yüzen bir kurbağa kadar çekici olmasına karşın, salaklardan müteşekkil jüriyi satın alarak başta “Aladdin”, “Sinbad”, “Prins of Pörşiya” gibi filmlerin başrollerini de cebe indirip, esmer güzeli rol arkadaşlarıyla düşüp kalkmış, bir ikisinden de çocuk peydahladığı için film gelirlerinin bir bölümünü esmer piçlerinin okul ve bakım masrafları için, esmer güzeli hatunlardan hoşlanan abazan kalabalığın tu şak şak sesleri arasında eski manitaların banka hesaplarının morbid obez konumuna erişmesini sağlamıştır. Bu Ali Baba denilen şimendifer kafalı arkadaş aslen Yozgat Yerköy nüfusuna kayıtlı, tam bir Orta Anadolu çomarı olmasına karşın, çocukluğundan beri başta holivud sonrasında ten renginden ötürü bolivud filmlerine taparak büyümüştür. Bu dangoz, soysuz, ar, namus, utanma nedir bilmeyen, anası bubası bilinmedik uronsbu tohumu,ssssssssssssqs1111111171 (kedi kavalyede yürümüş) önceleri manevi duyguları pek yüksek hemşerilerini sanal hac projesi ile dolandırmış, sonra işleri daha da büyüterek, cennet, cehennem ve hatta araf turları düzenlemiş, daha sonra bakmış ki hemşerileri gol yemeye doymuyorlar- yok mu bizi öpen diye canhıraş bağırışlarla ortalıkta geziniyorlar, hemen Yimpaş-Yozgat ihtiyaç maddeleri anonim şirketi ismi ile devleşen şimdilerde ise denizin derinliklerinde olan ülkemizdeki son operasyonlarından birini gerçekleştirmiştir. Kendisinden büyük bir övgü ve saygı ile bahseden Tosuncuk, Çiftlikbank isimli keriz silkeleme operasyonunu yazıp, yönetip, başrolünü de tam bir Flash tv oyunculuğu ile üstlenirken, kendisini örnek aldığını her fırsatta dile getirmiş, bu iblisin dölünden medet ummuştur. Hâlbuki her ikisinden de beter bir tanesi halen elimizde mevcut bulunmaktadır ya neyse şimdilik o konuya girmeyelim genşler, durduk yere başımızı belaya sokmayalım. Bu arada Tosuncuk, Jet Fadıl, Kenan Şeranoğlu tişörtleri yapsalar hemen alır, zevkle giyerim. Bakın durup dururken yeni iş fikirleri paçalarımdan şırıl şırıl akıyor değerlendirin genşler hooop Heavycraft İlkay efendi hadi kaldır güccüğ kıçını beybim.

Fitik kokusunu tam tamına 150 yazı ile yüzelli külometre öteden alması, kendisinin holivudtaki tezahürü-paragözlük ve kolpalıktaki ruh ikizi J.J. Abrahams’ın nazar-ı dikkatini celb etmiş, sırf bu uğurda Kapadokya da film çekeceğiz ayağına her türlü ulaşım giderlerini, tüm öğünlerini, akbili falan çalıştığı film şirketine yıkarak; nam-ı değer Ali Baba canlısı ile Yerköy aile çay bahçesinde buluşmuştur. Önce duble bardakta çaylarını hüplettikten sonra salça notaları ile zenginleştirilen yarım apmaağa basılmış çift kaşarlı tostlarını mideye indirip gerekli mazotu bünyeye aldıktan sonra bireynstorminge involv olmuşlar. Bu iki hergele kafa kafaya verince ortaya çıkan fikirler gerek gişe gerekse de toplum hayatımızda çok önemli gelişmelere neden olmuştur. İlk ve en önemli projeleri köy kasaba bile görmemiş olan beş on tane allahın gariban Arabının uçak kaçırıp Amariga’nın ağzına koymasıyla ilgili “Naynilevın” ardından başrolünü Çük Norris emmiyle paylaştığı “İnveyşın Of YueseyAydemir Akbaş ve Bülent Kayabaş ile oynadığı Türk Amerigan ortak yapımı “Tak Fişi Bitir İşi Pentagon” ve son olarak büyük üstadlar Zerrin Egeliler, Hadi Çaman ve Ahmet Mekin ile başrolleri paylaştığı “Ne Hakla Otuzbeşe Bakla Black Sizes Matter” şaheserlerine imza atmışlardır.

Yandaki aplalar zorla poz vermişler, sağdaki lisedeki İngilizce öğretmenime benziyor o da böyle nursuz nursuz bakardı

Neyse bakın daha esas konuya giremeden zihnimin karanlık koridorlarında konuyu darmadağın, tuz buz eylemiş, konu zerrelerini parça pinçik etmiş, konu komşuya pay etmişim. Bu cümlede kullanılan konulardan farklı olanı işaretleyen arkadaşlarımıza el işareti yaparak işareti de başka bir kullanım ile gözünüze sokmaktan imtina etmedim beybiler. El işareti değil salak o el hareketidir salak salak yazıp durma, buradaki salakların hepsini aynı anlamda ve hepsini senin için yazdım götüm. Bakın gördünüz mü bir elin nesi var iki elin sesi var, ama benim kafamdaki durum tüm bunların dışında bildiğin pazaryeri gibi olduğundan, odaklanmak, tek bir hedefe doğru gitmek şöyle dursun, genelde Rin Tin Tin gibidir güzide beynim, sinek görsem dikkatim dağılır. Neyse ki yatıştırıcı-apıştırıcı ve hatta yapıştırıcı haplar kullanıyorum da tuvalete hiç zorlanmadan çıkabiliyorum. Neydi neler öğrenmiştik eski yazılarımda bakın sorarım demiştim, Şinci Kagawa ve Kat otopark effecti. Kuzu effect diyerek ev yapma konusuna geçelim bari. Ulan kat otopark effectinden kuzu effecte ters kreşendo gibi müthiş yumuşak bir geçiş oldu! Huzurlarınızda kendimi kutluyor, başarılarımın devamını diliyorum canım ben aferin.

Aslında Steven Wilson denilen hergeleyi hala sevmiyorum ama güzel albüm olmuş. Ama ne o öyle İngiliz depresifliği öf pislik hadi oradan git o yağlı saçlarını yıka pislik çemçük ağızlı

Günlerimi nekahet dönemi dedikleri şekilde yağğğni, ev hayvanı, evcil bir götemeş olarak geçirirken sıkıntıdan tekrar eski ata suporlarımızdan olan malak gibi yayılıp televizyon seyretme branşında madalya için kasarken, bari daha anlamlı şeyler seyredeyim diye önce, her boka ödediğimiz vergilerle hizmetine devam eden TRT2 seyretmeye meyil ettim. Entellikten aldığım keyfi hiçbir şeyden alamadım falan diye kendi kendimi kandırırken, her tarafım Alin Taşçıyan, Mehmet Açar ve Atilla Dorsay oldu. Çıbanlarıma, sivilcelerime, kurdeşenlerime anlam vermeye çalışır bir ruh hali içinde, şimdiye kadar seyredip de keyif aldığım tüm filmlerin yapımcısından ulaştırma görevlilerine kadar bela okuyup ana avrat dümdüz gittim şerefsizim. Yıldım anlayacağınız, hayattan azıcık aldığım keyfinde içine edilmesiyle birlikte kendimi belgesellerin durağan atmosferine bıraktım. Ohh be “Nasıl Yapılmış?” “Tamirat-Tadilat” gibi favorilerimi seyrederken rektifiye oldu bünyem walla. Neyse, uykusuz bir kardeşiniz olarak sevdiğim programların tekrarları da bir süre sonra kabak tadı vermeye başladı ve yeni programlara yelken açmak zaruri bir hal aldı.

İşte bu yazının konusu olan belgesel kuşağımız ise “Yabanda Yaşam” “Şebeke dışı Yaşam” “Kırsalda Seks” “Kıçını Yuvarlak Taşla Sıyırma” “Çukura Sıçma” gibi yağni ağzınız, ğödünüz pislik içinde fatura ödemeyeceğim diye, karı koca, hısım, akraba itin öldüğü yerden yüz bin külometre uzakta, ölüyorum desen ambulanstan önce ayı ve ailesinin ziyarete gelme, öğlen servise kapıcı yerine kurtların kapınızı çalma ihtimalinin daha yüksek olan Alaska’da çer çöpten ev yapmaya kasma çabaları. Tamam, şimdi bok atan moduna girmeyim hemen, ama önceden söyleyeyim, bizim gibi gecekondu kültürü gelişmiş bir toplumun şapkasını önüne alıp düşünmesi için efsane programlar.

Reyniyyyğğğğ ailesi pek bir becerikliler. Herif karısı yanlış yunluş çalsın diye halikoptörinen Alaska’nın ortasına beyaz piyano taşıttı naber aşk böcekleri, ah ulan romantik serseriler sizi.

Bakınız muhterem cemaat bendeniz averajın üzerinde becerikli elinden her iş gelen; İsviçre çakısı gibi gâvurcası ile “Jack of all trades” denilen canlı türüyümdür. Alçı, tesisat, boya, elektrik gibi işlerin yanı sıra dikiş, çamaşır, bulaşık, bahçevanlık ve aşçılıkta fena değilimdir-bu yüzden olsa gerek evliliklerimde fazla yol kat edemedim. Ama ziksen bu herifler gibi ev mev yapamam. Ulan arkadaş herifçioğullarının karıları, kız çocukları bile benden fersah fersah ilerideler ev yapımı işinde. Her bok için başka bir alet kullandıkları için ayrı, bizim için lüks onlar içinse standart pakette olmasına ayrı gıcık olup seyrederken bir süre sonra gayet güzel ev yapan Amarigan köylüsüne kinlenmeye, kıskançlığımdan o öyle mi yapılır, yanlış kesecek şimdi angut, o kestiğin çıtalar ğödüne girsin diye kendimce programı sabote etmeye uğraşıyordum. Ben istediğim kadar sabote etmeye niyet eylesem de, herifçioğlu iş makinesinin önündeki kepçeyi söküp, yerine halk arasında portift denilen ama aslında forklift olan gereci bağlayıp işlerini kolaylıkla halledebiliyordu. Ayrıca, 12-13 yaşında sümüklü Amarigan piçleri serada hangi mevsim ne yetiştirilir, ne şekilde sulanmalı, bakımları ne sıklıkta yapılmalıdır, gibi botanik ilminin gizli kalmış okült bilgilerine haiz bir şekilde ekrana bakıp yavşak yavşak da konuşmaktan da geri durmuyorlardı. Türk elektrik mühendislerinin zor bağlayabileceği güneş enerjisi sistemlerini, bizdeki karşılığı Himmet Ağa olan ğödüne alenktrig bağlasan anlamayacak çomarın Amarigan karşılığı mühendisten mahir bir şekilde bağlayıp, beleşe yaşamak için her türlü gerekliliği yerine getiriyor, yetmezmiş gibi nehirden su çekip, onu da kendi yaptığı düzenek ile filtre etmeyi ihmal etmiyor yavşak. Ulan sakinleşeyim diye seyrettiğim program aynı anda hem yurdum ustalarına, kendim dâhil beceriksiz Türk insanına hem de Amarigan çomarına kinlenmem, sinirlerimin zıpalamasına neden oluyordu.

Konuyu bir örnek ile zenginleştirmek gerekirse, yok öyle ne gerek vardı diye yarım ağızla kolpalık yapmayın pek değerli okuyucularım, ihtiyacınız var her halinizden belli oluyor afacanlar. Djaffer Youseff Türkçesi ile Cafer Yusuf Tunus’ta doğmuş söylenilene göre fakirlikten 19 yaşına kadar eline ud almamış, garsonluktan cam siliciliğine kadar her işi yapan, şimdi İsveç ve Avusturya’da yaşayan, hala nota okumayı bilmeyen ama dinlediğiniz anda tüm ruh dünyanızı zikertecek ses ve müziğe sahip, bence etnik jazz adına oldukça ergin örneklerini veren, Bugge Wesseltoft gibi yeni jazzın babalarıyla takılan, Arap olmasına rağmen oldukça şirin bir arkadaşımızdır. Bu emminin bizdeki karşılığı en iyi ihtimalle Metin Şentürk, Coşkun Sabah. Anlayacağınız arada müthiş bir sıklet farkı var, hem de her konuda saymak söylemek emmiye saygısızlık haksızlık olur bence.

Tüm albümlerini eminiz

İşte bizde her yıl çeşitli vesilelerle kutlanan “cinsel uzvuyla iş görme” ya da “tesisatçı çatalı ödülleri” bu gavurlarda yok. Varoluşçu felsefenin etkileri midir, sanayi devriminin doğal sonucu mudur bilmem ama bizde “ustayım ben” diye ortalıkta gezen itleri oraya yollasan en fazla çırak olur yerleri süpürür şerefsizler. İmece denir ya o hepten bitmiş zaten bizim diyarlarda; gavur yardımlaşmanın bokunu çıkarıp swinger ile arkadaşının iş yükünü hafifletiyor, falan filan da yine konun bokunu çıkartmaya başladın iblis, ben seni biliyorum azıcık kendine hakim ol da el alemin önünde gömmeyeyim seni şimdi, yavrum Mehmet’in ödevi var gelmeyecek, çocuğum evladım siz gidin başka yerde oynayın bu hödüğün dikkati dağılmasın hadi yavrum hadi ikileyin.

Bakınız muhterem cemaat, yazdıktan aylar sonra okuyunca kendimle fazlaca gurur duydum hele o varoluşçuluk, sanayi devrimi huleyn ne malın gözüsün sen memed efendi hay maşallah.

Soldaki Geddy Lee’nin güccüğlüğü galiba, sanırsam, tahminimce; sağdaki tabii ki bendeniz kulunuz

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply