Tek perde, fuaye alanındaki kısım dahil 120 dakika, eğlenceli bir oyun.
Oyunun bende bıraktığı düşünce kelimeleri şöyle: İçten, samimi, doğal performanslar, iyi oyunculuk, bol güldürü, akıcılık…
Bunları biraz açarsam; öncelikle iki oyuncuyu tebrik ediyorum. Oldukça yüksek performans gerektiren, iki saat boyunca ara vermeden sizi odakta tutabilen ve tüm bunları doğal, samimi bir şekilde yapmayı başaran oyunculuklar ortaya koydular. Meydan sahne ve seyirciler arası bol girişli çıkışlı olmasını da beğendim, ancak balkondan izlemiş olmanın verdiği avantajı kullanmış olabilirim. Sahne yanı/önü seyircilerin bir öne bir arkaya dönmelerinden zorlanmış olabileceklerini düşünüyorum. Dekor, az, sade; kıyafetler keza öyle. Dolayısıyla bütün taşıyıcılık metinde, sergilenişinde. Bunlar da uyumlu olunca keyifli bir akşam geçirdiğimi söyleyebilirim. Oyunu izledikten sonra da afiş tasarımını ayrıca beğendim.
Ancak, birkaç noktada oyunun zayıf kaldığını düşünenlerdenim. Birincisi fuaye alanındaki başlangıç: Alan Kadıköy gibi ya da başka kalabalık sahnelerde, hem uğultu hem de mesafeden kaynaklı oyuna bir hizmeti olmayan bir performans. Ne gördük, ne duyduk denilebilir. Tüm bu süre boyunca ayakta, kalabalık içerisinde, oturma sıramızın gelmesini beklemiş olduk. Bunun dışında, oyunun zamanlar arası ileri-geri geçişleri çok yerinde, ışık tasarımı başarılıydı fakat bazı bölümlerin bu kadar uzun olması, oyunun toplam süresinin iki saat olması gerekir miydi sorusunu aklımda bıraktı. Bir de sanırım iki saat boyunca, bir ilişki/aile hayatının süreçlerini izlediğimiz ve her ne kadar “modern” erkek/kadın profilleri izlesek de bir o kadar da sıradan oldukları için oyun sonunda ‘güzeldi, ama üzerine konuşulacak, düşünülecek bir konu yoktu galiba’ dedirtiyor.
Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Işığı, seyircisi bol olsun.




No Comments