Specials Türkçe İçerik

SEYİRCİ KOLTUĞUNDAN BAKIŞ: ELVEDA BAY HAFFMANN

Dün akşam Kadıköy Emek Tiyatrosu’nda izlediğim sürükleyici oyun. Oyun hakkında spoiler vermeden, o heyecanı paylaşmadan anlatmak bir hayli zor olacak ama bakalım umarım becerebilirim.

Tek perde, 90 dakika olarak sahnelenen oyun 1942 yılı Paris’te geçiyor. Nazi dönemi. Mücevherat dükkanı sahibi Bay Haufmann, Paris’in Alman işgali sonrası önce karısı ve çocuklarını İsviçre’ye yollar, ardından da dükkanının işletmesini yanında çalıştırdığı Pierre’e ve karısına vermeyi ve onlara kendi evlerinde beraber yaşamayı teklif eder. Bu teklif, Pierre ve eşi Isabelle için oldukça tehlikeli ama onları kirasını zor ödedikleri evlerinden çıkaracak ve daha refah bir düzeye getirecek cazipliktedir. Bay Haufmann, bu sayede hem dükkanını hem evini hem de canını koruyabilmiş olacaktır, bunun karşılığında ise birçok filmde izlediğimiz gibi evinin mahzeninde saklanmak ve o dönem çok kullanılan tabir olan “fareler gibi yaşamak” zorundadır. Pierre’de bu teklifi bir şartla kabul edeceğini söyler ve oyunun gerilim ve dram dolu anları başlar.

Ana çatısı bu konu üzerine kurulu oyunda gerilim, dram, komedi, ironi, aşk, tam dozunda olmuş. Oyunun büyük çoğunluğu Pierre, Isabelle ve Jozef Haufmann etrafında dönerken, oyunun sonlarına doğru Alman Nazi Büyükelçisi Otto Abetz ve eşi Suzanne dahil oluyor. Her oyuncu için şunu söyleyebilirim. Tek kelimeyle muhteşemdiler. İnanmadılar, oynamadılar, resmen yaşadılar. Her birine tek tek, ayrı ayrı büyük alkış. Brot Tiyatro ekibini ilk izleyişim ama ürettikleri müddetçe son olmayacak, eminim.

Birkaç cümle de metin, sahne tasarımı, dekor, kostümler, ses ve ışık kullanımına ayırmak istiyorum. Çünkü başlı başına bir övgüyü de onlar hakediyor. Kostüm seçimleri, daha ilk gördüğünüz anda sizi o yıllara götürüyor. Dekorda kullanılmayan veya sırıtan tek bir öğe yok. Sahne, kendi içinde iki bölüme ayrılmış olarak kullanılıyor. Sahne geçişlerini, mekan değişikliklerini, duygu durumlarını başarılı bir şekilde veriyor. Işık kullanımı ve müzikler de takdire şayan. Gerilim ve duygu dolu anları, akışı bizlere dolu dolu verdiler. Metine gelecek olursak, oyundan sonra şunu düşündüm: “Bu oyunda neredeyse tek bir cümle fazla, abartı ya da eksik yok. Tertemiz ve tam olmuş.” Neredeyse dedim çünkü bir tek son sahnedeki “Onları kendimi bulmak için davet etmiştim.” tarzındaki klişe replik, benim gözümde oyunun tüm o bütünlüğü içerisinde oturmamış hissi bıraktı. Söylenmese de olurdu sanki dedim.

Mutlaka zaman ayırın ve izleyin. Mümkünse de Kadıköy Emek Tiyatrosu gibi seyirci ve oyuncuların iç içe olduğu sahnelerde. Buradan tekrar emeği geçen tüm ekibe ve sahnelendiği tiyatro selam olsun. Büyük alkışlar.

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply