Tek perde, bir saat, ensemble oyun.
Mühendis kimliğimle söze başlıyorum: İzlemesi keyifli, anlaması biraz zor oyun. Ama bu, oyunu ilgi çekici yapıyor. ‘Ne kaçırmış olabilirim’ ya da ‘şuradaki sembol, sürreallik neyi gösteriyor, neyin eleştirisi’ gibi soruları sormama, merak edip düşünmeme yol açıyor. Nitekim, bu yorumları yazarken bile düşünmeye devam ediyorum.
Ana direğimiz travma, ölüm. Daha doğrusu beklenmedik ölüm ve bu yüzden beklentileri, hayalleri, istekleri hiç karşılanmamış ya da öyle sanan bir çocuk, birey. Bekir şef… Kutlanmayan doğum günü mesela.
Zamansal git gelli bir metin akışı var. Bir an çocukluğundayız, sonra gençliğinde, sonra bugünde. “-mış gibi yapma” karşıtlığı, gerçeklik arayışı, depresyon, yerleşik kabullere hiciv dolu eleştiriler -misal cenazelerin kalabalık olup, sağken tek bir kişinin bile evine gelmeyişi, ‘iyi bilirdik’ler… Benim üzerimdeki etkisi oyun süresince değil de oyundan çıktıktan sonra yavaş yavaş oturdu. Sanırım bunda o mutfak hengamesinin de payı var. Biraz yoruldum, ama Bekir şef daha yorgun, o yüzden şikayet etmeyelim.
Işık, oyunculuklar, dekor bence oldukça başarılı. Yorumlarda gördüğüm küfür çokluğu eleştirisine pek katılmıyorum. O karakterlerden ve kaostan bunlar beklenir. Süre, bence tam yerinde. Kısası eksik, fazlası çok gelir gibi.
Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum, ışığı ve seyircisi bol olsun. Bence merak edilesi, görülesi bir oyun.
** Yazdıkça farkediyorum ki güzel bir iş izlemişim. Tekrar teşekkürler. **




No Comments